HZ.MEVLANA, GÖNÜL TERAZİMİZ

MEVLANA

”Sen insan bedenini insanın kendisi sanmadasın. Oysa bu beden ruhun elbisesinden başka nedir ki? Hiç insanın değeri giydiği elbiseyle ölçülür mü? Değer ya da değersizlik onun ruhuyla ilgildir, bedeniyle değil. O halde sen gözünü ten elbisesinden çek de o libasın içindekine dikkat et. Şekle değil manaya bak.Eğer şekilce benzerlik insan olmaya yetseydi iyi de kötü de bir olurdu.”3/1616

Tanrı öyle bir dönem getirdiki Anadoluya,o topraklar dünya kurulduğundan beri
bu kadar sevinç yaşamadı.Belki bir kişi, bir pir belki konakladı orada.
Ya da geçti gitti oralardan gül kokuları saçarak.Ama onların dönemi kadar hiç bu kadar sevinçle taşımadı insanları.

MEVLANA,ŞEMS,YUNUS EMRE,İBN-İ ARABİ,HACI BEKTAŞ .Bu büyük insanlar aynı dönemde,Anadoluda yaşadılar. Öyle etkiler bıraktılar ki.Bugün hepimiz onlardan bir duygu,ya da düşünce taşıyoruz.
Bu büyüklerin başlıcalarından biri de,büyük gönül insanı Mevlanadır.Mevlanamız-genel kabul gören tarihe göre- 30 Eylül 1207 de Belh şehrinde doğdu.Doğum tarihinden de anlaşılacağı gibi terazi burcundandı.Tipik bir terazi gibi bir ortak aradı.Tanrıya ulaşmak için.

Şems,onunla yoldaş,dost oldu.Onu kaybedince yalnızlığa dayanamadı.Başka gönül dostları buldu.Aslında Şems’de gördüğü tanrı nuruydu.Tanrının aşkıyla rubailer söyledi.Gerçek bir ilahı aşıktı(terazi) o.Onun dediği gibi:”Gerçek aşkta suret yoktur.”Anlamak nasib olsun.İnsanlık,hoşgörü,sevgi onun vazgeçilmez düşünceleriydi.Bizlere bıraktığı muhteşem eseri;Mesnevi, bizler için,tanrıya ulaşmada ve onu anlamada vazgeçilmez bir kaynak olmuştur.

Orada tıpkı bir ayna gibi gönlümüzü,gönlümüze ağır gelen soruların cevaplarını buluruz.Aslında o bir gönül kılavuzudur anlayana,ki anlamamak çoğu kez bizim kötülüğümüzdendir.Bizim suçumuzdur.
Mesnevi bize kendini hikayelerle anlatır.Anlatır ama amacı hikaye anlatmak değil bizi yontmaktır.İnsanlığımızı ve gönlümüzü adam etmek,bizi tanrıya yaklaştırmak ister.Mesnevi sadece dini konuları kapsamaz.Çeşitli konulara değinilir ki, bunlardan biri de astrolojidir.Astrolojiden nücum bilgisi olarak bahsedilir ve bu ilimin kaynağı,başlangıcı şöyle anlatılır:”Bu nücum ve tıp bilgileri peygamberlerin vahiyleridir.”(c4s107) Yani venusü,marsı bize anlatan tanrı’nın kendisidir.
”Kimin bir yıldızla alaka ve mecburiyeti varsa o;kendi yıldızıyla döner dolaşır,o
yıldızın tesiri altındadır…Yıldızların ardında yıldızlar vardır ki onlarda ihtirak
ve nahis olmaz.Onlar bu meşhur yedi kat gökten başka diğer göklerde seyir ve hareket ederler.Birbirine bitişik ve birbirlerinden ayrı olmayan bu yıldızlar diğer gökte seyir ve hareket ederler.”(c1s60) Burada anlatılan bitişik yıldızlar,sirius gibi
çift yıldızlarsa,bu bilgi-o tarihte gelişmiş teleskop olmadığına göre-tanrı vahyi
değil de nedir ki?

”Bir bakış vardır,iki fersahlık yolu görür;bir bakış vardır,iki alemi de görür,padişahın yüzünü de.” Mesnevi (c6 s118)

”Hekes,gönlünün aydınlığı ve cilası nispetinde gaybı görür.”Mesnevi (c4 s233)

Mevlana astroloji hakkında kuşkusuz bilgi sahibiydi.Belki kendi haritasını da çıkarttı.Ama bizim elimizde ne yazık ki doğum saati yok.Güneşi terazi de.Benlik nasıl teraziye yabancıysa,mevlanaya da yabancıydı.Bir papaza bile ondan daha tevazu ile davranabiliyordu.öyle ki başka dinden olanlar bile onun cenazesinde boy gösterdiler.Mars kendi burcunda akreptedir.Belki de bu ona ruhsal ve fizik ötesi güçlerle cesaretle haşır neşir olma yeteneği veriyordu..İnançlarda etkili olan jupiter de güçlü olduğu yengeçtedir.Bu aynı zamanda ailedeki güçlü inanç birikimini de anlatabilir.Babası da büyük bir alimdi.Element dağılımı dengelidir.Ancak eğer doğum günü bizi yanıltmıyorsa su burcu, mars ve jupiterden dolayı ağırlık kazanmış olmalı.Teraziyi de katarsak,halısını çalan hırsızdan,halısını satın alması;duygusalca ve insanca(akrep,yengeç) verilmiş bir yargı(terazi) olmalı.Bu ibretlik yargıyı başka hangi burç verebilir ki.

Hz.Mevlana sunrise chart

”Bizim türbemizin etrafında da bir şehir oluşacak sonra türbemiz bu şehrin ortasında kalacak..”(eflaki 1,441)

”Gaybı görmek için o alemi görebilen göz gerek,Tanrı bu manevi yıldız bilgisini peygamberlere
vermiştir.”(fihi ma fih)

”Defalarca zamanede sır olan ne varsa açığa vurayım diye söylemişim,fakat kötü göz darbesinden ve cefa korkusundan dilimin üzerine çivi kakılmıştır.”(Sipehsalar risalesi:s39)

Hz.Mevlana bu sözleri söylerken şüphesiz kahinlik yapmıyordu.O ilahi içe doğuşlarla,ve bilgisiyle bunları söylüyordu.Tarihte bu gibi ermişlerin söylediklerinin çıkması çok rastlanan bir durumdur.Ama bu söylenenin çıkması durumu Tanrıdan ayrı ;onun ilhamından ayrı olmamaştır.
Tanrı ilhamıyla söylenenlerin çıkması da bir kaderin varlığının ispatıdır.Astroloji de kaderin varlığını gösteren en önemli bilgidir.

Nostradamus ta bir kahindir.Ancak bir hadiste anlatıldığı gibi:”Bütün kahinler yalancıdır.”tanımlamasındaki kendinden güç alan,atmasyon tabir edilen kahin türüne uymamaktadır.Bizzat kendi yazdığı yazılarda kendisine ilahi ilham geldiğini söylemektedir.
Tanrının onu yakın bulduğu ve gelecekteki bazı şeyleri ona gösterdiği,ve onun da
olacakları astrolojik zamanlamalara göre aktardığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda Tanrıdan ilham alan kahinlere peygamberimizin atıfta bulunmadığını çıkarabiliriz.

Nostradamustan:
”Peygamberler vahiy yoluyla herşeyi açıklayabilirler. Tanrısal Ruh, onlara doğal bir seçim sonucunda bir armağan vermiştir, peygamber bilir ki kehanette bulunduğu şey doğru ve gerçektir. Kaynağı gökteki Tanrı´dır. Vahiy bir alev. bir ışık gibidir ama hiç azalmaz. Astrologlar da, yıldızların ve gezegenlerin doğal ışınlarının bilgisinden o kadar emindirler ki, vahiylerden de yararlanarak en derin uçurumları dahi keşfedebilirler… İnsan kaynaklı olaylar kesin değildir, ama her şey düzenlidir ve Tanrı’nın hesaplanmaz gücüyle yönetilir.
Belli şeyleri bir kehanet ruhu içinde ancak ilahi ilhamı bulanlar önceden kestirebilir… biz de kehanetlerimizi yazıya, ilahi ilham ve vahiylerle, sürekli gözlem ve hesaplarla dökebildik.”(oğluna yazdığı mektuplardan)

Astrologların çoğu geleceği tahmin etmeye çalışırlar.Hangi yıldız hangi etkileşime girmiş,hangi açıları yapmış gibi harita üzerinde deneyim ve bilgilerini kullanarak yorumlarda bulunurlar.
Kimi zaman doğru öngörümler yapıldığında geleceği tahmin etmek söz konusu olabilir.Ancak geleceği tahmin etmek çok zordur,ve çoğu zaman tahminden öteye gitmez.Yapılan tahminler de bir tecrübeye ,yani geçmişe dayalıdır.Geçmişte özelliği bilinen yıldızlar bir açı ve burç kombinasyonuna girmiş ve belli tesirler göstermişse gelecektede aynı tesirleri gösterebilirler.
İşte burada nostradamus çok önemli bir açıklama yapmaktadır.”Tanrının hesaplanamaz gücüyle yönetilir.” sözüyle astroloji nin de bir sınırının olduğunu söylemektedir.
Burada durmak düşünmek gerekir.”Herşeyi hakkıyla bilendir.” ayetiyle bize anlatılmak istenen bir şey;daha doğrusu bu ayetin bize, astrolojiyle ilgilenenlere bir vurgusu vardır.
Ne kadar bilgi toplarsak toplayalım ve ne kadar tecrübeli olursak olalım,insan olduğumuzu unutmamamız gerekir.Bir transit ,bir olasılığı çok güçlü bir biçimde gösteriyor olsa dahi kesinlikten söz edilemez.Çünkü o yıldızların o tesirleri bizim tahmin ettiğimiz şekilde göstermeleri kesin değildir.Nostradamus da bu öngörüleri sadece kendi çalışmalarıyla açıklamamaktadır.İlahi ilhamlarla,yani tanrının ona yol göstermesiyle açıklamaktadır.
Ancak ermişlerde olduğu gibi öngörüyü apaçık bir şekilde değil,astrolojik hesaplamalar yaparak ve çalışarak yapmıştır.
Şüphesiz ki gelecekte bir olayın olması için sayısız koşulların yerine gelmesi gerekir.Tabiatiyle insan aklı bu kadar olasılığı kuşatamaz.İnsan beyni bu hesaplama ve bu hesaplamadan kesin sonuç çıkarma kapasitesine sahip değildir.”Bütün kahinler yalancıdır.”sözü mantıklı bir sözdür.Belki de bilimsel bir sözdür.

”Bu cilt, Mesnevi’nin beşinci cildidir. Can göğünün burçlarındaki yıldızlara benzer.
Yıldızları tanıyan gemiciden başkasının duyguları, yıldızla yol bulamaz.
Başkaları, yıldızları ancak seyrederler, ne kutlularından haberleri vardır, ne kırandan.
4230. Geceleri tâ sabahlara kadar böyle şeytanları yakıp yandıran yıldızlarla aşinalık et.Her biri, kötü zanna kapılmış Şeytanı defetmek için gök kalesinden âdeta neft atmaktadır.Yıldızlar, Şeytana akrep gibidirler, fakat müşteriye en yakın bir dosttur onlar.Yay, okla Şeytanı oklar, bir yere mıhlarsa ekinleri, meyvaları sulamak için kova, suyla dolu.Balık, gerçi azgınlık gemisini kırarsa da dost için öküz gibi ekin eker.
4235. Güneş, geceyi aslan gibi paralarsa da lâal, onun yüzünden atlas elbiselere nail olur.Yokluktan başgösteren her varlık, birine zehirdir, öbürüne şeker.
Dost ol, kendi kötü huyundan ayrıl da zehir küpünden bile şeker ye!
Faruki tiryak, ona şeker kesilmişti de onun için zehir, Faruk’a bir zarar vermedi.”
MESNEVİ 5.CİLT İN SONU.

Ejderha ile ilgili Mesnevide çok güzel bir hikaye geçer.Astrologların,tahminle gelecekte olacak birtakım şeyleri değiştiremeyeceğine ilişkin:
”Firavun’un Musa aleyhisselâm’ı rüyada görmesi ve doğmaması için
tedbirlere girişmesi
840. Firavunun çalışıp çabalaması, Allah ihsânı olan muvaffakiyete ulaşmamıştı. Allah muvaffakiyet vermediği için de diktiği yırtılıp sökülüyordu.Hükmünde binlerce müneccim, binlerce düş yorucu, binlerce büyücü vardı.
Firavun’a rüyâsında Musa’nın doğacığını, Firavun’u ve saltanatını mahvedeceğini göstermişlerdi. Düş yorucularla müneccimlere “ Bu hayâlin, bu kötü rüyânın delâlet ettiği şeyi nasıl defetmeli?” dedi.
Hepsi de dediler ki: “ Bir tedbirde bulunalım, çocuğun doğmasına mâni olalım”….
…890. Tam o sırada meydandaki halktan naralar duyulmaya, yer, gök nâralarla dolmaya başladı.
Firavun, bu nâralardan korkup sıçradı, gürültünün ne olduğunu anlamak için yalınayak koştu. Meydandan gelen ve dehşetinden cinleri, perileri bile korkutan bu nâralar, bu gürültüler nedir anlamak istiyordu.
İmran, “ Padişahımızın ömrü uzun olsun…İsrailoğulları, lûtfundan neşeleniyorlar.
İhsanlarına seviniyorlar, oynuyorlar, ellerini çırpıyorlar “dedi.
895. Firavun dedi ki” Olabilir. Fakat beni adamakıllı bir vehim, bir endişedir kapladı.Firavun’un o sesten korkması
Bu gürültü, âsabımı bozdu. Bu acı dertle, kederle âdeta beni kocattı.”
Padişah, bütün gece ağrısı tutmuş gebe kadın gibi bir yandan bir yana gidip geliyor.
Her an “İmran, bu nâralar, beni dehşetle yerimden sıçrattı” diyordu.
Zavallı İmran’ın kudreti yoktu ki karısıyla buluştuğunu söylesin.
900. Karısı gebe kalınca gökte Musa’nın yıldızının belirdiğini anlatsın.
Her peygamber, ana rahmine düşünce yıldızı da gökte zuhur eder, parlamaya başlar.Gökte Musa aleyhisselâm’ın yıldızının belirmesi ve meydanda
müneccimlerin feryadı Kör Firavun’un hilelerine, tedbirlerine rağmen gökyüzünde Musa’nın yıldızı belirdi.Sabah olunca İmran’a “ Git de o gürültünün, o patırtının ne olduğunu anla” dedi.İmran, meydana koşup “ Bu ne gürültüydü? Padişahlar padişahı uyuyamadı” deyince,
905. Her müneccim, yaslılar gibi başı açık, yeni yakası yırtık bir halde toprağı öptü.
Yaslılar gibi sesleri ses veriyor, feryatları ortalığı dolduruyordu.
Saçlarını, sakallarını yolup, yüzlerine vuruyorlar, gözleri kanlı yaşlarla doluyordu.
İmran “ Hayrola. Bu ne feryat, bu ne hâl? Bu yomsuz yıl, kötü alâmetler mi gösteriyor yoksa?” dedi.
Özürler serdederek dediler ki: “Emîr Allah’nın kaza ve kaderi bizi esir etti.
910. Her çareye başvurduk, fakat padişahın devleti karardı, düşmanı dünyaya geldi, galip oldu.Geceleyin gökyüzünde o çocuğun yıldızı göründü, bizi kör etti.
O Peygamber’in yıldızı gökte yüceldi, biz de ağlamaya, yıldızlar gibi gözyaşları dökmeye başladık.”
İmran , içinden sevindi, fakat zâhiren “ Eyvahlar olsun!” diye elini başına vurup,
Kızgın suratı asık bir halde deliller gibi akılsız.
915. Ve gûya kendini bilmez bir halde müneccimlerin üstüne yürüyüp onlara bir hayli ağır sözler söyledi.
Kendini meyus ve mahzun göstererek sevincini gizliyor, onlara oyun oynuyordu.
“ Padişahımızı aldattınız, hıyanetten, tamahtan vazgeçmediniz.
Onu bu meydana kadar sürükleyip yüzünün suyunu döktünüz, şerefini hiçe saydınız.
Ellerinizi, göğüslerinize koyup padişahı dertlerden kurtaracağız diye vaitlerde bulundunuz” dedi.
920. Padişah da bunu duyunca “ Hainler, dedi, ben de sizi asayım da görün.
Kendimizi gülünç hallere soktuk, düşmanlara mallar ihsan edip ziyana girdik.
Bu gece bütün İsrailoğulları, karılarından uzak kaldılar diye,
Mal da gitti, şeref de. İşe gelince hiçbir şey olmadı. Bu mudur iyi adamların muaveneti, bu mudur iyi kişininyapacakları iş?
Yıllardır paralar, libaslar alıyor, ülkelerin servetini rahatça yiyip duruyorsunuz.
925. Bu mu sizin tedbiriniz, bu mu nücum bilginiz? Siz besbedava lokma yiyen hilekâr ve şom kişilersiniz.
Sizi öldürür, parçalatır, ateşlere atar, burunlarınızı, kulaklarınızı, dudaklarınızı kestirir…
Sizi ateşe odun yapar, yiyip içtiklerinizi fitil fitil burnunuzdan getiririm.”
Müneccimler, secde edip “Padişahım, Şeytan bu sefer bize galebe etti.
Fakat yılardır nice belâlar defettik. Yaptıklarımıza vehim bile hayran olmakta
930. Bu sefer tedbirimiz, hiçe çıktı. O Peygamber’in anası gebe kaldı, o, ana rahmine düştü.
Düştü ama padişahım, suçumuzu, affettirmek için biz de doğum gününe dikkat ederiz.
Bu fırsatı da kaçırmamak, kaza ve kaderin zuhuruna mâni olmak için doğacağı günü hesaplayacak,
gözleyeceğiz.
Ey akıllarla fikirler, reyinin kulu, kölesi olan padişah, bunu da yapamazsak bizi öldür” derler.
Firavun, düşmanları vurup öldüren takdir oku, yayından fırlamasın diye günden güne dokuz ayı sayıpduruyordu.
935. Takdirle savaşa girişen, takdire baskın yapmaya kalkışan, başaşağı gelir, kendi kanına bulanır.Yer, göğe düşmanlığa kalkışırsa çoraklaşır, ölü haline girer.
Resim, ressamına pençe vurmaya kalkarsa kendi saçını sakalını yolmuş olur!
…Musa’yı suya at diye anasına vahiy gelmesi
Musa’nın anasına yine “Çocuğunu suya at, saçını, başını yolma, ümitlen,
960. İtimat et, onu Nil’e at… ben, onu yüzü ak olarak sana kavuştururum” diye vahiy geldi.
Bu sözün sonu gelmez ki. Firavun’un bütün hileleri, yakasına, paçasına dolaşmaktaydı.
O, dışarıda yüz binlerce çocuk öldürüyordu; Musa ise evinin içinde baş köşede yetişmekteydi.
O uzağı gören kör Firavun , hilelere sapıp deliliğinden nerede yeni doğmuş bir çocuk varsa
öldürtmekteydi.

İnatçı Firavun’un hilesi ejderha idi, bütün âlem padişahlarının hilelerini yutmuştu.
965. Fakat ondan daha Firavun birisi zuhur etti. Onu da yuttu, hilesini de!
O bir ejderha idi, asâ da bir ejderha oldu. Bu, onu Allah tevfikiyle sömürüp yutuverdi!
El üstünde el var… nereye kadar bu. Ta son erişilecek menzile, ta Allah’a kadar!
Çünkü o, öyle bir denizdir ki ne dibi var, ne kıyısı! Bütün denizler, ona karşı sele benzer.
Hileler, tedbirler ejderha ise Tek Allah önünde hepsi de hiçtir!”
(Mesnevi 3.Cilt)

Hz Mevlana Fihi Ma Fihte:”Tanrının
kazâsından, kaderinden çekinmek de mümkün değildir; ancak kabul olacak duâ ile çekinilebilir.”der.Yani siz yıldız ilmiyle ne kadar isabetli tahmin yaparsanız yapın Takdire engel olamazsınız demektir. Ancak kabul olacak dua hariç.Firavun da onca tedbire rağmen Takdire engel olamadı.
Yaklaşık MÖ 2000 yıllarından Geç dönem Sümer şiirinden bir gencin yalvarışı sanki Hz Mevlanayı önceden tamamlıyor gibidir.:

”Adam-acıklı ağlayışı-tanrısı tarafından duyuldu,
ağıtları,feryadı tanrısının kalbini yumuşattı,
tanrısı,onun dürüst sözcüklerini,söylediği doğal sözcükleri,
kabul etti….
tanrısı,kötü sözden elini çekti
cümlesine yerleşen kader şeytanı vazgeçti,
genç adamın acısını sevince döndürdü…”
(BABİL KEHANETLERİ S.101)

Mesnevide HZ.Musa için ”O bir ejderha idi, asâ da bir ejderha oldu.”denirken acaba Hz Musanın Güneşi Ejderha Takım yıldızındaki herhangi bir yıldızla kavuşuyor muydu? Gökte parlayan yıldızı Ejderha Takımyıldızı sınırları içinde mi parladı?Ya da Çin Astrolojisindeki Ejderha burcundan mıydı?
Tekrar gelecek olan Peygamber Hz İsa yeniden doğmayacak ancak gökte onun yıldızı tekrar belirecek mi? Belirecekse bu hangi yıldız olacak? Al Rischa mı? Böyle bir kehaneti bilmiyorum.Ama Mehdinin çıkış alametlerinde böyle bir görüş var.Bu,çift kuyruklu bir kuyruklu yıldızın belirmesiymiş.Kim bilir belki Balık burcuyla bir alakası vardır.

Reklamlar